Magazin

Ünlü Modacı Hakan Akkaya Quality Dergisinin Nisan Sayısına Özel Açıklamalarda Bulundu

Hakan Akkaya: Beni modacı olmaya iten en büyük neden Cesur ve Güzel dizisiydi.

Modanın dahi çocuğu Hakan Akkaya geçtiğimiz New York Moda Haftasında muhteşem bir defile yaparak moda dünyasında büyük bir gurur yaşadı ve başarısı ile aynı gururu bizlere de yaşattı. Hakan Akkaya ile atölyesinde buluşan Quality Dergisi, keyifli bir röportaj yaptı.

Sevgili Hakan, moda maceran nasıl başladı?

Ben Orduluyum. İlkokul üçüncü sınıftan beri tek hayalim modacı olmaktı. 90’ların meşhur dizisi Cesur ve Güzel’in bu kararı vermemde etkisi büyüktür. Şirket sahibinin oğlunun yaptığı tasarımlar çok hoşuma gitmişti. Televizyon olmasaydı Ordu’da ne moda haftaları vardı, ne de fındık bahçelerinde defileler. İçimdeki moda aşkına Ordu’da erişmem mümkün değildi yani. Lise bitene kadar babam beni İstanbul’a yollamadı. Ama yine de bu süreçte İstanbul’a yolum düştüğünde moda dergilerini alır memlekette incelerdim. Üniversitede de moda okumama izin vermedi ailem. Ben de Bilkent Güzel Sanatlar Fakültesi’nde Mimarlık bölümüne girdim. İlk yılın sonunda da okulu bırakıp İstanbul’a kaçtım. Anneannemde kalarak, İstasyon Sanat Akademisi’nde moda okumaya başladım. İş bulunca da okulu bıraktım. Okul ile gerçek hayat çok farklıydı sonuçta.

İlk olarak nerede çalışmaya başladın?

Batik Örme’de. İlk şirketim Batik’tir. 3 sene çalıştım oradan Boyner’e geçtim. Boyner’de Tasarım departmanı yöneticiliğine kadar yükseldim. Ardından Sarar’a transfer oldum; çalışma hayatım toplam 11 yıl sürdü. Sonra da kendi ofisimi açtım.

Hakan Akkaya için moda nedir?

İnan modayı artık ben de tarif edemiyorum. İnsanlara para harcatmak için en büyük başlık. Sadece giyim konusunda değil, her şeyde. Popülarite aslında. Tamamen bir popüler kültür başlığı; moda. Çünkü yemeğinde modası var, içkinin de modası var, arabanın da modası var… Böyle bir başlığı bize empoze ettiler ve bu tamamen popüler kültürün etkisi.

Modayı takip eder misin?

Hayır; modayı takip etmiyorum. Ben zaten siyahtan başka bir şey giyinmiyorum. Kış başı siyah kazak aldım 5 tane. Evir çevir giyiniyorum. İnsanların kendi tarzı, stili olduğunda hiç bir alanda modayı takip etmiyorlar. Ben 20 sene önceki saati de takabiliyorum çünkü benim tarzım bu, bundan hoşlanıyorum. Popülerlik ile benim işim yok, ben her konuda bana uyan şeyi yapmak istiyorum.

Siyah rengi tercih etme nedenin ne?

Güç gibi geliyor bana, kendimi daha iyi hissediyorum. Siyah çok net bir renk… Benim oram buram ayrı oynamaz. Ben net, dümdüz biriyim. Siyahta bunu temsil ediyor.

Türk kadınlarının giyim tarzını nasıl buluyorsun?

Şimdi küçük bir azınlık, kendisi için giyiniyor. Stil sahibi… Büyük bir grup ise; desinler için giyiniyor. Kalan grup; kendini tanımadan giyiniyor. Ama bu şöyle bir şey; İstanbul’da da böyle, altın gününe git orada da öyle… Ben Ordu’da doğdum, oraya git orada da öyle; “Benim param var, bu pahalı elbiseyi giyiyorum.’’ Bana olmuş mu, olmamış mı, önemli değil.

İşte bu olmaması gereken bir şey, evet senin paran var ve doğru olan senin paranın olup olmaması değil senin stiline göre, kendine göre bir stil bulup buna göre giyinmen.

Hemen hemen herkesin bir stili olması lazım tabii ki ama sence herkesin bir stilisti, bir modacısı olmalı mı?
Eğer senin moda bilgin yeterli değilse, tabii ki senin biriyle çalışman gerekiyor. Kocaman baskılı şeyleri giymek artık sadece Ortadoğu’da kaldı, çünkü Avrupa ve Amerika bu markalarla işini bitirdi. Türkiye’de de bu böyle. Hâlbuki biz yıllardır o markaların içindeyiz. Marka giymek, senin göğsünde kocaman bir baskı olması senin kaliteni veyahut senin zengin olduğunun göstergesi değil. Çok yanlış bir şey bu.

Türkiyedeki erkeklerin giyimini nasıl değerlendiriyorsun peki?

Erkekler, moda konusunda kadınlardan daha hızlı geliştiriyor kendisini. Ben hep bunu söylüyorum. Son 10 yıla baktığınızda; bir sürü fotbulcuya elbise diktim. Ben Burak Yılmaz ile çalıştığımda o sene gol kralıydı. Onların o popülaritesiyle giydikleri o cesur kıyafetler bir anda Anadolu’ya da yayıldı.

Neden mi? Bir şarkıcı giyse yanlış değerlendiriyor ama bir futbolcu giydiğinde yanlış değerlendirilmiyor. Ben bu konuda futbolcuların önünde eğiliyorum, Modayı çok doğru değerlendirdiler ve geliştirdiler. Ben o yüzden Türk erkeklerinin iyi giyindiklerini düşünüyorum.

Türk tekstilini nasıl değerlendiriyorsun?

Türk tekstili dünyada üretici olarak çok iyi bir noktada. İyiyiz ama bu ülkenin hak ettiği üretici olmak değil. Türkiye tekstilinin hak ettiği, bir kaç tane dünya markası olmaktan geçiyor. Adamların markaları 100 yıldır ayakta biz daha 10 yıldır varız, o yola girdik ama yapacağımız daha çok iş var.

Bir modacı olarak Türk markası Bisse’nin ürünleri ile poz veriyorsun? Nasıl kabul ettin bunu ve nasıl bir duygu?

14 üniversitede söyleyişim oldu; hepsinde de aynı şeyi söylüyorum. “Önce biz kendi markalarımıza sahip çıkacağız!” Özellikle gömlek ve ceketlerini çok beğendim. Öncelikle kendi modacılarımıza ve markalarımıza sahip çıkmalıyız ki, insanlar da sahip çıksın.

Mesela New York Moda Haftasına götürdüğüm 4 Türk tasarımcı var, ben bakanlığa kadar gittim sundum bunu. Tek başıma New York Moda Haftasında olmak çok havalı bir şey, ama bana yetersiz kalıyor. Biz orada 5-6 Türk tasarımcı olursak, tüm dünya diyecek ki “Aa bu Türk tasarımcılarına ne oluyor?” ve gittik defilemizi yaptık, kafalarına da o soru işaretini takıp yüz akı ile döndük.

Giyim tarzını beğendiğin ünlü isimler var mı?

Beyza Uyanoğlu, Derin Mermerci, Sitare Kalyoncuoğlu, Arda Turan, Kıvanç Tatlıtuğ, Mahmut Ziylan… İlk aklıma gelenler bunlar. Sanat dünyasında maalesef yok. Tarz ve stil sahibi kimse yok.

Bisse ile ilgili bir değerlendirme yapar mısın?

Bisse bu ülkedeki markacılık alanında önemli markalardan biri. Çağa ayak uydurmak büyük markalar için çok önemli. Bisse de bunu gerçekleştirebilen nadir markalardan. Bana göre Bisse gömlekte tam bir otorite ve onu koruması lazım.

Yorum Yap