tempobet
Röportaj

Podyumların Asil Güzeli Gizem Özdilli Çarpıcı Açıklamalarda Bulundu

Podyumların güzel yıldızı Gizem Özdilli, Quality of Magazine’in Mart sayısına konuk oldu.

Podyumların güzel yıldızı Gizem Özdilli, “Quality of magazine”in Mart sayısına konuk oldu.

Gizem Özdilli, “Kadınlar Günü” özel sayısında “Quality of magazine” dergisine röportaj verdi. Özdilli modadan özel hayatına, formda kalma sırlarından yemek yapma tutkusuna çok özel açıklamalarda bulundu.

İşte o röportaj:

Gizem ilk söylemek istediğin şey nedir?

Ankara doğumluyum. Azeri kökenliyim. 17 yıl boyunca hiç durmadan modellik yaptım. Halen mesleğime devam ederken bir yandan da yemek alanıyla ilgileniyorum. 2 adet kitabım var. Kitaplarımdan biri Paris Louvre müzesi’nde celebrity dalında en iyi 5. yemek kitabı seçildi. Onun dışında televizyon kanalları için sağlık/estetik üzerine programlar yapıyorum.

Modaya bakış açın nasıldır? Modayı yakından takip eder misin?

Mesleğimden dolayı ister istemez ediyorum. Hatta yılların tecrübesiyle bir sene öncesinden “ önümüzdeki yıla bu patlar “ diye bir öngörüde de bulunabiliyorum. Ama moda sadece tekstille, giydiğinle alakalı bir şey değil. Yediğinden, içtiğinden, kullandığın kokuna; giydiğinden konuşma şekline kadar her şey modadır. Kısaca büyük kitlelerin kabullenip arkasından sürüklendiği trendler diyebilirim moda için.

Moda olan her şeyi giyer misin? Moda sence sana yakışan mıdır?

Benim tarzım biraz casual. Benim rahat edemeyeceğim şey, giymeyeceğim şeydir. Onun dışında her şeyin içinde rahat ederim. Severim, beğenirim, ama rahat olmazsam asla. Biraz spor, kitsch tarzı seviyorum. Gündüzleri parlak şeylerle geziyorum ama altımda spor ayakkabı, puantiyeli çorabım, mutlaka ‘tiki’ bir yan olmalı, bir farklılık olmalı. Çünkü insanlar hem sosyal medyada hem sokakta “ne giymiş, nerden almış, nasıl giymiş” diye bakıyorlar.

Seni Bisse’ye soktuk ve erkek kıyafetleri giydirdik. Erkek kıyafeti içinde ne hissettin?

Sosyal medyada paylaşır paylaşmaz patladı. Hakikaten jilet gibiydi, çok beğenerek giydim. Hiç erkek kıyafeti gibi giymedim yani. Zaten özümde de erkek gibi yaşayan bir insanım. Son derece güçlü, ayakları yere basan bir hayatım var. Hatta çekimden bir gün önce arabamın lastiği patladı, önce lastikçiye gidip sonra maniküre gittim. Dolayısıyla kıyafet bana kadın-erkek ayrımı çağrıştırmıyor. Podyumlardan da alışkınız zaten  Geçmişte erkek kıyafetlerinin çekimlerini de yaptım. Bu çekimde erkek gibi durmam gerektiği, daha sert bakışlar atmam, seksi duruşlardan uzak durmam gerektiğini otomatik olarak yüklüyorum bedenime. Bir çeşit oyunculuk performansı sergiliyorum aslında kıyafete göre.

Fiziğini nasıl koruyorsun, özel bir beslenme formülün var mı?

Tabii ki var. Ambalajlı ürünleri çok fazla kullanmıyorum. Bu yeni moda olduğu için yada Tarkan söylediği için değil.  İşlenmiş et yemiyorum, asitli içecek içmiyorum, hazır meyve suyu içmiyorum, kızartma yemiyorum. Dolayısıyla 36 beden gibi bir bedeni koruyabiliyorum. Ödem söktürücü, selülit giderici, metebolizma hızlandırıcı, reçetelerim var, onları da sosyal medyadan da paylaşıyorum. Onları da uygulayınca 34 beden oluveriyorsun. Yaşın 44-45’e de gelse hiç kilo almıyorsun. 17 sene spor yapmış olmamın da etkisi var tabii.

Türk tekstilini nasıl değerlendiriyorsun? Türkiye tekstil açısından nasıl bir aşamada?

Bence tekstil sektörü hak ettiği yerde değil.  Türkiye, bugün bir ‘Milano’ olabilirdi. En iyi pamukların üretildiği bir ülkeyken dünyanın da bir moda merkezi olabilirdik. İşçilikte, üretimde çok iyi durumdayız  hatta dünyanın en iyi kumaşlarının üretildiği bir ülkedeyiz. Çok iyi modacılarımız da var ama yeterli olmuyor maalesef. Bu bir dünya politikası. Birde yabancı markalara verdiğimiz değeri, yerli marklarımıza  vermeyen  tüketicinin de hatası var. Her şeyin yabancısı iyidir diye bir kaide yok. Yoksa bizde de çok iyi markalar var.

Yemek işine nasıl girdin?

Rahmetli dedemin söylemesi ayıp 52 küsur lokanta ve fırını vardı. Dolayısıyla ben de 6 yaşında kafama bıçak yediğimi hatırlıyorum “Julyen kesilir bu, böyle sunulur” falan gibi. 6 yaşında ‘julyen’i bilen bir insandım. İlk Türkiye’ye döner makinasını getiren dedemdi, Ankara’ya ilk gazinoyu açan da. Dolayısıyla yiyecek-içecek sektörüne hizmet anlamında çok hizmet vermiş birisi, değer katmış birisi. Ben de çocukluktan beri mutfak ile ilgiliyim. Ben herkesin mutfakta yemek yaptığını sanırdım. Ama öyle değilmiş. Öyle bir şey olmadığını ben bir kaç yemek yaptıktan sonra, “sen bunu nasıl yaptın sen nerden öğrendin” dediklerinde fark ettim. Azeri kökenli olduğum için o mutfağı da biliyorum. Türk mutfağını ve Azeri mutfağını match edince ortaya çok güzel bir şey çıktı. Dolayısıyla ilk kitabımda aile yemekleri ve dedemin yüz yıllık tarifleri var. Dedeme atfettiğim o kitabımla Louvre Müzesi’nde ödül aldım.

Gizem seni birçok sektörde gördük ama dizilerde ve filmlerde görmedik. Bunun özel bir sebebi var mı?

Bunun en büyük sebebi, ben eğitim almadım, eğitim almadığım için de yapmak istemiyorum, reddediyorum. Ne yazık ki reddettiğim yüz tane iş olmuştur bu güne kadar. Bunlardan biri patlasaydı belki bugün çok iyi bir oyuncu olabilirdim. Bir de boyum topuksuz 1.80 bir de topuklu giydi mi 1.90 oluyor, erkek oyuncuların çoğu kısa kalıyor bu da büyük bir handikap oldu.

Oyuncu olmadın peki şarkıcılığı hiç düşünmedin mi?

Günay’da çıkmıştım bir kere. Dürüstçe itiraf edeyim, oyunculuk nasıl bana hitap etmiyorsa, şarkıcılık da etmiyormuş o zaman anladım. O zaman da çok ısrar edildi ve 6 ay sürdü maceram. Belki hayallerimin içinde yer almadığı, belki de istemediğim için kısa sürede bitti benim için. Ben televizyonu, mankenliği ve yemek işini seviyorum.

Her şey iyi güzel hoş da aşk var mı tüm bunların içerisinde?

Maalesef yok. Tabii ki ben de istiyorum hayatımda birisi olsun. Ama aşık olmadan olmaz diyorum ve aşık olmayı bekliyorum. Gösteriyorlar, tanışmak isteyenler oluyor arkadaşlarım vasıtasıyla, haber gönderen oluyor, tanıdık tanımadık. Benim ilk cümlem “beğenmedim” oluyor.

Ne zamandır çarpmıyor peki o kalp?

3 yıl oldu atmayalı. Durma noktasına geldi acilen kalp masajı ve suni tenefüse ihtiyacı var.

Peki, senin hayatına girecek olan insan nasıl biri olmalı?

Güler yüzlü, neşeli ve eğlenceli olmalı. Hayatı dolu dolu yaşayan bir insan istiyorum. Öyle şahane bir yakışıklılıktan, çok paradan ziyade neşesi yerinde olsun, hareketli ve enerjik olsun. Ben çok fazla yerinde durabilen bir insan değilim. Bir hiperaktivite sorunum var, çenem de durmaz. Bu yüzden de adamın da böyle olmasını istiyorum. Arkadaş ortamıma uyan, beni boğmayacak, yaptığım işi, çevreyi, onu bunu kıskanmayacak. O zaman benden de sonsuz tolerans ona. Hatta şöyle bir fikrim de var. Evlenelim ama haftanın iki günü herkes kendi evinde kalsın, özgür alanı özgür vakti olsun. Bu karşılıklı güvenin bence nirvanası olur.

Sevgili Gizem, malum 8 Mart Dünya Kadınlar günü. Neler söylemek istersin?

Kadına şiddet ve tacizlerin yaşandığı ülkemizde hiçbir erkek O’nu da bir kadının 9 ay karnında taşıyarak dünyaya getirdiğini unutmasın.  Madem ilam ülkesiyiz, peygamberimiz Hz. Muhammed’in şu cümlesini de hatırlasınlar. “Kadınlara ancak asalet ve şeref sahibi kimse değer verir. Onları ancak kötü ve aşağılık kimseler hor görür.”

Hedefin, hayalin nedir?

Yani öyle maddi olarak ya da kariyer olarak büyük iddiası ya da hırsları olan bir insan değilim. İşimi çok iyi yaptım ve iyi insan olmaya çalıştım. Kimseye maddi manevi kimseye muhtaç olmayayaım ve mutlu bir hayat süreyim, öldüğümde de insanlar tarafından ‘iyi insandı’ desinler bana yeter.

Sizleri çok seviyorum, bütün Quality Ailesine, okurlarına bu şık kıyafetleri üreten ülkemin değerli bir markası olan Bisse’ye sevgilerimi ve saygılarımı sunuyorum.

Yorum Yap